1. YAZARLAR

  2. Vedat Kahyalar

  3. Büyük Ortadoğu Projesini anlayabilmek çağı anlayabilmektir
Vedat Kahyalar

Vedat Kahyalar

Büyük Ortadoğu Projesini anlayabilmek çağı anlayabilmektir

A+A-

BOP, ne bir demokratik dönüşüm, ne de uygulandığı ülkeler için gelişim projesiydi. Tamamıyla ABD, israil çıkarlarını ve güvenliğini önceleyen postmodern sömürü organizasyonudur.

Yüzyılımızın başında uluslararası siyasetin en tartışmalı kavramlarından biri olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), yalnızca bir dış politika söylemi değil; aynı zamanda bölgenin siyasi, ekonomik ve toplumsal dokusunu yeniden şekillendirmeyi hedefleyen geniş ölçekli bir strateji olarak değerlendirilmiştir. Özellikle George W. Bush döneminde dillendirilen bu proje, “Greater Middle East” kavramı etrafında şekillenmiş ve Orta Doğu’nun ötesine uzanan geniş bir coğrafyayı kapsayacak şekilde tasarlanmıştır.

BOP’un Ortaya Çıkışı ve Arka Planı

BOP’un ortaya çıkışını anlamak için, 11 Eylül 2001’de gerçekleşen 11 Eylül "senaryo" saldırıları kritik bir dönüm noktasıdır. Bu saldırılar sonrasında ABD, yalnızca güvenlik politikalarını değil, aynı zamanda Orta Doğu’ya yönelik stratejik yaklaşımını da yeniden tanımlamıştır. Demokrasi, özgürlük ve reform söylemleri eşliğinde sunulan bu yeni yaklaşım, birçok analizde bölgeye yönelik sistematik bir yeniden yapılandırma projesi olarak yorumlanmıştır.

Bu süreçte ABD merkezli düşünce kuruluşlarının rolü de dikkat çekicidir. Özellikle RAND Corporation tarafından 2004 yılında hazırlanan “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler” başlıklı rapor, İslam dünyasını kategorize eden ve ABD’nin bu coğrafyada nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair öneriler sunan önemli bir metin olarak öne çıkmıştır. Raporda, Türkiye’nin laiklik tecrübesi sayesinde “demokratik İslam” veya ılımlı islâm modeline en yakın ülke olduğu vurgulanmiştı.

Bu raporun hazırlanmasında etkili isimlerden biri olan Graham Fuller, aynı dönemde bölgedeki dini ve toplumsal hareketlerin desteklenmesine yönelik görüşleriyle de dikkat çekmiştir.

Uzun yıllar önceden bu amaçlar için kurulup hazırlanan Fethullah Gülen ve FETÖ'nün varlığı Türkiye'yi  proje için guçlü ortaklardan biri haline getirmişti.

Projenin sınırları ve kapsadıği ülkeler:

BOP’un kapsamı yalnızca Orta Doğu ile sınırlı değildir. Proje; Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya, hatta zaman zaman Güney Kafkasya ve Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı içine alacak şekilde genişletilmiştir. Bu bağlamda Afganistan’dan Fas’a, Pakistan’dan Sudan’a kadar uzanan çok sayıda ülke, projenin potansiyel etki alanı içinde değerlendirilmiştir.

2003 yılında Condoleezza Rice tarafından kaleme alınan analizlerde dile getirilen “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırlarının değişebileceği” yönündeki ifadeler, bu projenin en tartışmalı yönlerinden biri olmuştur. Bu söylem, bölge ülkelerinde ciddi bir tedirginlik yaratmış ve BOP’un “rejim değişikliği” ve “sınırların yeniden çizilmesi” gibi hedefler taşıdığı iddialarını güçlendirmiştir.

Hangi ülkelerdi bunlar?

Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Etiyopya, Fas, Filistin, Irak, İsrail, Katar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Pakistan, Sudan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen İran, Kıbrıs, Türkiye…

Turkiye son sırada dikkat ederseniz. !

Bu bir tesadüf mü?

Önce Türkiye işgal edilseydi Kaddafi'nin Libya'sı bize desteğe koşar mıydı?

Ya İran ? 
Yanımıza desteğimize gelir miydi?

Emin olun İran, Mısır ve Suriye bile fiilen yanımızda olurlardı. Ama önce o ülkelerin tarlaları sürüldü, bölünen bölündü. Yönetimleri değişti. Merkez bankaları başta olmak üzere ülkelerin içleri boşaltıldı.

Emperyalist, siyonist şeytani güçler yüz yıldır çok çalıştılar bu cografyada. Halkları, yöneticileri, ihtirasları, kırmızı çizgileri, eğitim düzeyini çok iyi biliyorlardı. Çok uzun zaman önce bu projenin taşları tek tek döşenmişti.
Şimdi sıra İran'da.

AMERİKA İRAN'A NİYE SALDIRDI?

Petrol kaynaklarına çökmek, Çin'e ucuz petrol nakledilmesini engelleyip Çin ekonomisini batırmak, İran'ın güçlenen nükleer araştırmalar, Israil in güvenlik endişeleri,  Gazze'yi fiilen güçlü bir sekilde desteklemesi, bölgede önemli bir güç haline gelmesi, Hizbullah'ın varlığını, Yemen ve Irak'ta güçlenmesi...
Trump ve hukumetinin evanjelik/siyonist sapkınlıkla islam dinine olan nefret ve düşmanlık önemli diğer bir sebepti.

İSRAİL İRAN'A NİYE SALDIRDI?

1-Arzı mevud denilen 1 milyar insanın yaşadığı coğrafyayı zayıflatmak, kuşatma, bölmek ve nihayetinde ekonomisini çökertip , savaşma yeteneğini yok etmek ve  o topraklara çökmek. 
(7 milyon nüfusla bunu yapacaklarına inanıyorlar. Güvendikleri zayıf karakterli ve muhteris müslüman topluluklar)

2-Filistin-Gazze direnişine dünyadaki en gerçek fiili desteği Iran'ın verdiği için. 

İsrail'in bu savaşta uyguladığı yöntemlerin başında Müslüman halkların desteğini, birliğini, mezhep fitnesi ile yaralama çabaları gelir. Bunun için sosyal medyadan, yaygın medyadan ve akademiden gayriresmi trolleriyle fitne çıkarıp, siyasal sistemi değiştirmek. Bu süreçte kifayetsiz muhteris vaizler ve kalemler nifak görevlerini eksiksiz yerine getirdiler.

Bu siyonist-Haçlı emperyalist güruh, Hürmüz Boğazının kapanmasıyla ve İran'ın füzeleriyle büyük darbe yedi. Abd-israil büyük yaralar aldı. Trollerin insanüstü çabalarına rağmen islam toplumu ve insan haklarına duyarlı toplumlar açıkça Iran'in yanında yer aldılar. 

Tüm dünyada çocuk katilleri ABD ve İsrail, lanetlenerek, gösterilerle protesto ediliyor. Bu durum karşısında çapsız siyo-troller geri adım atmaya  başladılar bile...

Türkiye model ülke mi, hedef ülke mi?

Türkiye, BOP çerçevesinde çift yönlü bir konumda ele alınmıştır. Bir yandan “model ülke” olarak sunulmuş; laiklik, demokrasi ve Müslüman toplum yapısını bir arada barındırması nedeniyle örnek gösterilmiştir. Diğer yandan ise proje kapsamında ortaya çıkan istikrarsızlıkların doğrudan etkilediği bir ülke haline gelmiştir.

Özellikle Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin güvenlik, göç ve ekonomik dengeleri üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Milyonlarca sığınmacının Türkiye’ye yönelmesi, sınır güvenliği sorunları ve bölgesel ticaretin sekteye uğraması, bu etkinin somut yansımalarıdır.

Bu perspektiften bakıldığında, Türkiye’nin son aşamada hedef alınacak ülkelerden biri olduğu iddiası da dile getirilmektedir. Bu iddiayı savunanlara göre, önce bölgedeki diğer ülkeler zayıflatılmış, ardından Türkiye’nin çevresi istikrarsızlaştırılmıştır. Böylece Türkiye’nin yalnızlaştırılması ve ekonomisinin  daha kırılgan hale getirilmesi amaçlanmıştır.

Büyük Ortadoğu Projesi, hâlâ akademik ve siyasi çevrelerde yoğun şekilde tartışılan bir konudur. Kimi çevreler bu projeyi bölgeye demokrasi getirme girişimi olarak değerlendirirken; diğerleri bunun, küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda tasarlanmış bir müdahale planı olduğunu savunmaktadır.

Açık olan bir husus vardır: Orta Doğu’da son yirmi yılda yaşanan büyük dönüşümler, yalnızca bölge ülkelerini değil, Türkiye gibi kritik aktörleri de derinden etkilemiştir. Bu nedenle BOP’u anlamak, sadece geçmişi analiz etmek değil; aynı zamanda geleceğe dair daha sağlıklı öngörülerde bulunabilmek açısından da önem taşımaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.